Terapide yapay zekâ: ne işe yarar, nerede durmalı
Yapay zekânın terapi pratiğinde gerçekten işe yaradığı yerler, asla devredilmemesi gereken kararlar, rıza ve KVKK boyutu, bir özelliği değerlendirme yolu.
Yapay zekânın terapi pratiğinde gerçekten işe yaradığı yerler, asla devredilmemesi gereken kararlar, rıza ve KVKK boyutu, bir özelliği değerlendirme yolu.

Son birkaç yılda terapistlerin karşısına çıkan soru değişti. Artık “yapay zekâ terapiyi değiştirecek mi” diye sorulmuyor; “şu özelliği açayım mı” diye soruluyor. Aradaki fark önemli, çünkü ikincisi somut bir karar: bir kapsamı, bir riski ve — iyi kurulmuşsa — bir geri dönüş yolu var.
Bu yazının amacı ne heves ne de korku üretmek. Bugün sahada gerçekten çalışan kullanımlar var, hiçbir koşulda devredilmemesi gereken kararlar var ve ikisinin arasında, her terapistin kendi pratiği için çizmesi gereken bir sınır var. Aşağıdakiler o sınırı çizmeye yarayacak ayrımlar.
Terapi bağlamında “yapay zekâ” bugün çoğunlukla tek bir şeyi kastediyor: büyük dil modelleri. Bu modeller metinle çalışır. Bir metni alır, kendilerinden istenen biçimde başka bir metin üretirler. Özetler, yeniden ifade eder, belli bir şablona oturtur, bir listeyi düzyazıya ya da düzyazıyı listeye çevirirler. Yaptıkları işin tamamı budur — ve bu, hem sanıldığından daha az hem de sanıldığından daha kullanışlıdır.
Daha az, çünkü model bir cümleyi kurarken o cümlenin doğru olup olmadığını bilmez; yalnızca bağlama uygun görünüp görünmediğini bilir. “Bilmiyorum” demek, bir dil modelinin en zayıf olduğu davranıştır.
Daha kullanışlı, çünkü klinik pratikte harcanan zamanın hatırı sayılır bir kısmı düşünmeye değil yazmaya gider. Kafanızdaki not zaten oluşmuştur; eksik olan, onu bir dosyaya geçirecek yirmi dakikadır. Metin üzerinde çalışan bir araç, tam olarak bu yirmi dakikaya dokunur.
Bu ayrımı baştan kurmak, sonraki her soruyu kolaylaştırır. Bir özelliğin size önerdiği iş “yazmak” ya da “biçimlendirmek” ise, zemin sağlamdır. Önerdiği iş “karar vermek” ise, zemin sağlam değildir.
Not borcu, ayakta duran pratiklerin en sessiz sorunudur. Gün içinde altı seans yapılır, notlar “akşam yazarım” diye ertelenir, akşam iki not yazılır ve kalan dördü ertesi güne kalır. Üç gün sonra yazılan not, seansın kendisinden çok terapistin hatırladığı kadarını anlatır. Kayıt kalitesi düşer, ama bundan önce terapistin kendi belleğine duyduğu güven düşer.
Bir dil modelinin buradaki işi basittir: terapistin seans sırasında ya da hemen sonrasında bıraktığı dağınık girdileri — birkaç madde, yarım cümleler, ekole uygun bir şablonun boş alanları — okunabilir bir taslağa çevirmek. Taslak, seansın yerine geçen bir anlatı değildir; terapistin zaten söylediği şeyin düzenlenmiş hâlidir.
Ses kaydından yazıya dökme de aynı kategoriye girer, ama bir basamak daha hassastır: artık ortada danışanın sesi vardır. Bunun rıza tarafına birazdan geleceğiz; şimdilik şu kadarı yeter — transkripsiyon bir kolaylık değil, ayrı bir işleme faaliyetidir ve öyle ele alınmalıdır.

Bu kullanımın iyi tarafı, hatasının görünür olmasıdır. Taslak yanlışsa terapist bunu okurken anlar, çünkü seansı yapan kendisidir. Kötü tarafı ise şudur: taslak akıcı olduğunda okumak yerine göz gezdirmek kolaydır. Buna da döneceğiz.
Ölçek puanlaması yapay zekâ işi değildir. PHQ-9’un toplamı, GAD-7’nin kesme noktası, DASS-21’in alt ölçek dağılımı — bunların hepsi kural tabanlı hesaplardır ve kural tabanlı kalmalıdır. Bir dil modelinin aritmetik yapması gereken hiçbir klinik durum yoktur.
Modelin katkısı hesabın kendisinde değil, hesabın anlatılmasındadır. Üç ölçümlük bir seriyi düzyazıya çevirmek, alt ölçek profilini süpervizyon görüşmesine hazır bir paragrafa dönüştürmek, sevk yazısına eklenecek bir özet çıkarmak — bunlar yazma işleridir. Terapist zaten eğriye bakıp ne gördüğünü biliyordur; eksik olan, onu bir kez daha yazacak zamandır.
Burada dikkat edilecek tek nokta, yorumun kime ait olduğudur. “Danışanın kaygı düzeyinde anlamlı bir düşüş görülmektedir” cümlesini modelin yazmış olması, o değerlendirmenin modele ait olduğu anlamına gelmez ve gelmemelidir. Cümle terapistin gözünden geçip kabul edildiği anda terapistindir. Geçmediyse dosyada hiç bulunmamalıdır.
Klinik olarak anlamlı eşiklerin aşıldığı durumlarda çıkan uyarılar da model işi değildir. PHQ-9’un dokuzuncu maddesinin sıfırdan farklı olması gibi durumlar kural tabanlı işaretlenir; bunun olasılıksal bir modele bırakılması için hiçbir iyi neden yoktur. Uyarı bir karar değil, yalnızca yoğun bir günde gözden kaçabilecek bir maddeyi görünür kılan bir işarettir.
Bir pratiği yavaşlatan şey çoğu zaman klinik iş değil, klinik işin etrafındaki yazışmadır. Randevu teyitleri, iptal politikasının kibarca hatırlatılması, ilk görüşme öncesi bilgilendirme metni, danışana verilen alıştırmanın yazılı açıklaması, ekip içinde devredilen bir vaka için hazırlanan özet, kuruma yazılan resmî yazının taslağı.
Bu metinlerin ortak özelliği şudur: hata maliyeti düşüktür ve düzeltmesi kolaydır. Yanlış tonda yazılmış bir hatırlatma e-postası yeniden yazılır; yanlış yazılmış bir risk değerlendirmesi yeniden yazılmaz. Dolayısıyla yapay zekâyı denemeye başlamak için en makul yer burasıdır — klinik kayıt değil, kliniğin etrafındaki yazışma.
Küçük bir ekipte bu, haftada birkaç saatlik bir fark yaratır. Tek başına çalışan bir terapist içinse genellikle şu anlama gelir: akşam saat sekizde hâlâ e-posta yazıyor olmamak.
Bir aracın nerede işe yaramadığını bilmek, nerede işe yaradığını bilmek kadar kullanışlıdır. Klinik yazılımda yapay zekâ etiketiyle sunulan işlerin bir kısmı aslında kural tabanlı işlerdir ve öyle kalmaları gerekir.
Randevu hatırlatması göndermek bir zamanlama işidir. Takvimde çakışma olup olmadığını denetlemek bir karşılaştırma işidir. Ölçek puanlamak bir aritmetik işidir. İptal penceresinin dolup dolmadığını hesaplamak bir tarih işidir. Bunların hiçbirinde olasılıksal bir modelin işi yoktur; kural tabanlı bir kod her seferinde aynı sonucu verir, model vermez.
Bu ayrım pratik bir sonuç doğurur: bir üründe “yapay zekâ destekli” ifadesini gördüğünüzde, altında ne olduğunu sormak yerinde olur. Cevap “kural tabanlı bir denetim” ise iyi haberdir. Cevap yoksa, ortada anlatılacak bir şey olmayabilir.
Bir dil modeli, kendisine anlatılan belirtileri tanı ölçütleriyle eşleştirebilir. Eşleştirme bir tanı değildir. Tanı; süre, işlevsellikteki bozulma, ayırıcı tanı, tıbbi durumların dışlanması, gelişimsel öykü ve kültürel bağlam gerektirir. Bunların çoğu seans odasında, çoğu zaman söylenmeyen şeylerden okunur.
Modelin ürettiği “olası tanı” listesi, klinik olarak en zararlı çıktı biçimidir; çünkü doğru göründüğü ölçüde düşünmeyi durdurur. Ayırıcı tanıyı daraltmak yerine bir adı erkenden masaya koyar ve o ad, sonraki seansların dilini sessizce şekillendirir.
Formülasyon, bir ekolün çerçevesiyle danışanın kendi dilinin kesiştiği yerde kurulur. BDT’de bir ardışık zincir, şema terapisinde bir mod haritası, ACT’te bir kaçınma döngüsü — hepsi, danışanın seans içinde kullandığı belirli kelimelere tutunur.
Model bu yapıların biçimini çok iyi taklit eder. Düzgün duran, terimleri yerinde, akıcı bir formülasyon üretir. Sorun şu ki bu formülasyon çoğu zaman genel bir vakaya aittir, karşınızdaki danışana değil. “Akıcı ve yanlış” birleşimi, klinik metinde en zor fark edilen hata türüdür.
Formülasyonu modele yazdırmak yerine, yazdığınız formülasyonu modele okutup “burada eksik kalan ne” diye sormak çok daha savunulabilir bir kullanımdır. Birinci durumda düşünmeyi devredersiniz; ikinci durumda düşündüğünüzü sınarsınız.
Risk değerlendirmesi bir sınıflandırma problemi değildir. İntihar düşüncesi, öz kıyım davranışı, üçüncü kişiye yönelik tehdit, ihmal ve istismar şüphesi — bunların hiçbirinde “düşük”, “orta”, “yüksek” etiketi tek başına bir anlam taşımaz. Anlamı veren şey, o etiketin ardından ne yapıldığıdır: güvenlik planı, yakın takip, aileyle temas, bildirim yükümlülüğü.
Bir model bu alanda iki yönde de yanılır. Yanlış alarm, terapistin uyarılara duyarsızlaşmasına yol açar. Kaçırılan işaret ise geri alınamaz. Her iki durumda da sorumluluk, hiçbir sözleşme metniyle değiştirilemeyecek biçimde terapiste aittir. Bu, yasal bir ayrıntı değil, mesleğin tanımına ait bir şeydir.
Terapötik ittifak, iki insan arasında kurulur. Danışanın seanslar arasında denetimsiz biçimde bir modelle “terapi konuşması” yapması, sürecin desteklenmesi değil, sürecin dışına çıkarılmasıdır. Modelin ne söylediğini terapist bilmez, danışanın onu nasıl duyduğunu hiç bilmez ve bir sonraki seansta odada iki değil üç sesin izi vardır.
Bu, seanslar arası her dijital temasın sakıncalı olduğu anlamına gelmez. Terapistin hazırladığı ve onayladığı psikoeğitim materyali, ödev açıklaması, nefes çalışması yönergesi — bunlar terapistin sesidir, yalnızca yazılı hâlde. Ayrım, metnin kim tarafından onaylandığındadır.

Elle yazılan notun hatası genellikle eksiklik biçiminde olur. Bilmediğiniz bir şeyi yazmazsınız; hatırlamadığınız bir ayrıntıyı atlarsınız. Not eksik kalır, ama içinde olmayan bir şey de yoktur.
Dil modelinin hatası bunun tam tersidir: fazlalık biçiminde gelir. Söylenmemiş bir cümle, yaşanmamış bir olay, yanlış bir tarih, hiç uygulanmamış bir ölçeğin adı — hepsi metnin geri kalanıyla aynı doğallıkta yazılır. Uydurulmuş cümlenin yazım tonu, doğru cümlenin yazım tonuyla aynıdır.
Bu yüzden taslağı okuma biçimi önemlidir. “Doğru mu” diye okumak yetmez, çünkü akıcı metin doğru görünür. İşleyen soru şudur: bunu ben söyledim mi? Metindeki her somut iddianın — bir tarih, bir isim, bir sayı, danışana atfedilen bir cümle — kaynağını hatırlayabiliyor olmanız gerekir. Hatırlamıyorsanız o cümle dosyaya girmez.
Bunu kolaylaştıran tek ürün özelliği, çıktının kaynağını taşımasıdır: hangi girdilerden üretildiği, hangi ölçüm sonucuna dayandığı, ne zaman oluşturulduğu. Kaynağını söylemeyen bir özet, kontrol edilemeyen bir özettir.
Seans içeriğinin herhangi bir biçimde bir model sağlayıcısına gitmesi, danışan açısından ayrı ve ek bir işleme faaliyetidir. Genel aydınlatma metninin içine gömülmüş tek bir cümle bunu karşılamaz.
Danışanın gerçekten anlaması gerekenler kısa bir listedir: neyin kaydedildiği (ses mi, yalnızca terapistin notları mı), bu kaydın nereye gittiği, ne kadar süreyle saklandığı, kimin görebildiği, ve reddederse ne olacağı. Son madde en çok atlanandır ve en belirleyicisidir: reddetmenin bir bedeli olmamalıdır. Kaydı istemeyen danışan, aynı hizmeti almaya devam eder.
İşleyen bir söyleyiş biçimi genellikle şuna benzer: “Seans notlarımı hazırlarken bana yardımcı olan bir yazılım kullanıyorum. Konuştuklarımızın yazılı özeti bu sisteme giriyor ve notu ben gözden geçirip onaylıyorum. İstemiyorsanız kapatabilirim, bu sürecimizi hiçbir şekilde etkilemez.” Bu cümleler ilk seansın ilk beş dakikasına sığar.
Rıza tek seferlik de değildir. Danışan başta kabul edip üçüncü ayda vazgeçebilir; belirli bir seans için — özellikle ağır bir içeriğin konuşulacağı bir seans için — kapatılmasını isteyebilir. “Bugün kayıt olmasın” demek mümkün olmalı, istemek zahmetli olmamalıdır.
Ürün tarafında bunun karşılığı metinsel bir vaat değil, teknik bir kısıttır: rıza kaydı yoksa işlem hiç başlamaz. Bir sağlayıcının bunu nasıl kurduğunu sormak, gizlilik politikasını okumaktan daha bilgilendiricidir.
Kayıt ya da yapay zekâ konusu açıldığında danışanların sorduğu sorular şaşırtıcı ölçüde benzer. Hazırlıklı olmak, o konuşmanın seansın gündemini yutmasını önler.
“Söylediklerimi bir bilgisayar mı okuyor?” Dürüst cevap genellikle “evet, metin bir sisteme giriyor” biçimindedir. Bunu yumuşatmaya çalışmak, sonradan güveni daha çok zedeler. Eklenmesi gereken kısım, metnin kim tarafından okunduğu ve kimlerin erişebildiğidir.
“Kaydı kim dinleyebilir?” Cevap somut olmalı: siz, ve — çok terapistli bir yerdeyse — yetkisi tanımlanmış kişiler. Ön büronun klinik kayda erişmemesi, anlatılmaya değer bir sınırdır.
“Bu kayıt bir yerde durup duruyor mu?” Saklama süresini bilmiyorsanız öğrenip dönmek, tahmin etmekten iyidir.
“Yapay zekâ benim hakkımda bir şey mi söylüyor?” Burada net olmak önemlidir: üretilen metin bir değerlendirme değil, terapistin notunun taslağıdır ve terapist onaylamadan hiçbir yere geçmez.
Bu soruların hiçbiri sürecin dışında değildir. Çoğu zaman, danışanın kontrol duygusuyla ilgili daha geniş bir örüntünün içinde durur ve öyle de ele alınabilir.
Psikoterapi kayıtları KVKK’nın 6. maddesi anlamında özel nitelikli kişisel veridir. Yapay zekâ özelliği devreye girdiğinde bu veri bir başka aktöre — model sağlayıcısına — ulaşır ve zincir uzar. Netleştirilmesi gerekenler:
Bu başlığın daha geniş hâli için Seans notu yazmak yazısına bakabilirsiniz; oradaki sorular yapay zekâdan bağımsız olarak da geçerlidir.
Pazarlama metni bir özellik hakkında en az şey söyleyen kaynaktır. Aşağıdaki sorular, bir sağlayıcının o özelliği ciddiye alıp almadığını pratikte ortaya çıkarır.
Bu soruların üzerine, tek başına en iyi işleyen sınama şudur: bir hafta boyunca notlarınızı her zamanki gibi yazın ve aynı seanslar için üretilen taslağı yan yana tutun. Aradaki farkı okumak, herhangi bir tanıtım görüşmesinden daha fazlasını söyler.

Yapay zekâyı pratiğe sokmanın en sık yapılan hatası, her şeyi aynı anda denemektir. Daha sağlam bir yol:
Tek bir kullanımla başlayın. Tercihen klinik kaydın dışında bir yerden — yazışma taslakları ya da ölçek özetleri. Not taslağına, arayüzü ve sınırları tanıdıktan sonra geçin.
Bir ölçüt belirleyin. “Zaman kazandırıyor mu” belirsiz bir sorudur. Daha somut olanı: seans ile notun kapanması arasındaki süre kısalıyor mu, ve kapanan notların niteliği aynı kalıyor mu? İkincisini ancak kendi eski notlarınızla karşılaştırarak anlarsınız.
Süpervizyonda konuşun. Not taslağını modelin hazırladığı bir vakayı süpervizyona getirirken bunu söylemek, süpervizörün metni farklı bir gözle okumasını sağlar. Gizlenecek bir şey değildir; metodolojik bir bilgidir.
Alışkanlığı gözden geçirin. Üç ay sonra kendinize sorulacak soru şudur: taslakları hâlâ okuyor muyum, yoksa göz mü gezdiriyorum? Bu sorunun cevabı zamanla değişir ve genellikle kötüye doğru değişir. Farkında olmak, tek çaresidir.
Tek başına çalışan bir terapist için yapay zekâ kullanımı kişisel bir tercihtir. Üç kişilik bir klinikte ise kurumsal bir karardır ve yazıya dökülmeden işlemez.
Netleştirilmesi gerekenler kısa bir listedir. Hangi rol bu özelliği kullanabilir — ön büro klinik kayda hiç girmemeli, bu yüzden not taslağı üretimi de onun işi değildir. Ölçek yorumu kim tarafından kabul edilir. Bir terapistin başka bir terapistin danışanı için taslak üretmesi mümkün mü, mümkünse hangi durumda.
Bunların altında duran asıl mesele tutarlılıktır. Aynı klinikte iki terapistten biri taslakları dikkatle düzenliyor, diğeri olduğu gibi kabul ediyorsa, dosyaların niteliği kişiden kişiye değişir. Bu, bir süre görünmez kalır ve ilk süpervizyon oturumunda ya da ilk devir işleminde ortaya çıkar.
Ekip içinde ortak bir asgari kural belirlemek çoğu zaman yeterlidir: hangi alanlar her zaman elle yazılır (risk, plan, sonlandırma ölçütleri), hangi alanlarda taslak kullanılabilir. Bu kuralı bir sayfaya sığdırıp ekip toplantısında konuşmak, uzun bir politika metninden daha çok işe yarar.
Yapay zekâ klinik pratiğe bir meslektaş olarak değil, bir aygıt olarak girer. Aygıtın iyi tarafı öngörülebilir olmasıdır: ne yaptığını bilirsiniz, nerede durduğunu bilirsiniz, bozulduğunda anlarsınız. Kötü tarafı, iyi tasarlanmadığında bunların hiçbirinin geçerli olmamasıdır.
Pratik sonuç sade: modelin ürettiği hiçbir cümle, siz okuyup kabul etmeden danışanın dosyasına girmemeli; hiçbir klinik karar bir çıktıya dayandırılmamalı; ve danışan, kendi verisiyle ne yapıldığını size sormadan önce bilmeli.
Bu üç kural yerindeyse, geri kalanı bir kolaylık meselesidir — ve kolaylığın kendisinde yanlış bir şey yoktur. Yanlış olan, kolaylığın klinik sorumluluğun yerine geçtiği ana kadar bunu fark etmemektir.
Bunun sizin pratiğinizde nasıl çalışacağını kısa bir görüşmede konuşalım.Görüşme planlayalım
Yaklaşık 15 dakikalık kısa bir görüşmede ürünü size özel demo üzerinden gösterelim ve aklınıza takılan soruları yanıtlayalım.
30 gün para iade garantisi.